08 03 2008

Bayburtlu şair zihni

                              Bayburtlu zihni Bayburtlu Zihni'nin doğum yılı kesin olarak bilinmiyor ama şiirlerinde kendinden söz ederken verdiği bilgilerden çıkarılan sonuca göre 1798-1799 yıllarında doğmuştur. Babasının adı Osman'dır. Öğrenimini Erzurum ve Trabzon medreselerinde yapan 1816-17 yıllarında İstanbul'a gelerek Mustafa Reşit Paşa ile yakınlık kurar ve Divan-ı Hümayun kalemine girer. Bir süre İstanbul'da kaldıktan sonra yurduna dönen ozan, Türk-Rus savaşı ile, bu savaş sonunda yurdunun Rus işgali altına girmesinin (1828) bütün acılarını yaşar. İşgalden sonra Bayburt'tan ayrılır, işgal kaldırılınca yurduna döner. Bir süre sonra Hacc'a, oradan da Mısır'a giden ozan 1840 yılına doğru İstanbul'a gelirse de burada pek kalmaz, çeşitli görevler alarak dolaşır: Donanma ile Akka'ya gider; Hopa, Karaağaç, Ünye, Erzurum, Erzincan v.b.yerlerde dolaşır. Zihni, her gittiği yerde taşlanacak birini buluyordu: Kaym­akam, kadı, ağa v.b... Bu yüzden de yerden yere vuruluyordu. Elli beş yaşını geçtikten sonra Trabzon'a geldi ve burada hastalandı. Bu sırada yurt hasretiyle yanan Zihni, Bayburt'a doğru yola çıkar,Trabzon yakınlarında Holasan köyünde ölür (1859). Divanı ile, başından geçen olayları anlatan Sergüzeşt-Name adlı eseri bulunan Zihni, daha çok divan şairi olmak kaygısı güderdi. Ama adını yine sayılan az olan, hece ile söylemiş koşmaları ile destanları yaşatmaktadır. Divanında divan şiirinin bütün şekilleri ile yazılmış şiirler vardır. Usta ... Devamı

02 04 2007

Bayburtlu celali baba

CELALİ BABA   1850 yılında Bayburt’un (Tahsini) Ozansu köyünde doğmuştur. Asıl adı Ahmed’dir. Yoksul bir ailenin çocuğu olan Celali geçimini köyde çobanlık yaparak, reçberlik ve bahçivanlık yaparak kazanırmış. Küçük yaştan beri şiire büyük bir merakı vardır. Çobanlık yaptığı günlerden birinde hayvanları güpegündüz köye getirir. Durumun şaşırtıcılığı karşısında hocayı çağırırlar. Hocayı yarı sermest vaziyetteki Celali, başında görünce: Bir peri aşkından divane oldum, Çaðladý göz yaþým akýyor Hocam. Erenler þahýndan bir name aldým Dilim ezber etmiþ okuyor hocam."     diye söyler; Hoca “-Bunun derdi değişik, hiç karışmayın” diyerek Celali’nin aşka düştüğünü anlatır. Celali bu esnada ümmidir, daha sonra Sünür köyündeki medrese tahsilini tamamlar. Celali’nin medrese tahsilini gördüğü hoca, aslında Manası köyünden “HACI HOCA” adyla ünlü, ilim ve irfan sahibi bir zattır. Celali bütün koşma, destan, gazel, deyişlerini irticalen söylemiştir. Hayatı boyunca eline saz almamış olup, şiirlerinde tasavvufi derinliklerde olduğu açıkça görülmektedir. Celali’nin ölen karısının üzerine yazmış olduğu:   “Ev bark yapmak için tenli mereği Düzüp kotardığın tepir eleği, Şu gavdan yaptığın tecir tereği Divan-ı Bariye yadigar götür”   mısralarıyla başlayan ağıtı, çok meşhurdur. Erzurum-Erzincan, çevrelerini gezmiş, o zamanın usta aşıklarından olan SÜMMANİ BABA ile yakın dostluk kurmuştur. Her fani gibi oda 1915 yılında Bayburt’ta v... Devamı

28 03 2007

Hz veysel karani

  Veysel Karani Hz. :         Baykan İlçesi’nin en önemli özelliği, büyük zatlardan olan Hz. Veysel Karani’nin türbesinin İlçe’nin 8 Km. güneybatısında bulunan Ziyaret Beldesi’nde bulunmasıdır. Türbenin burada olması nedeniyle binlerce insan İlçe’ye akın etmekte ve İlçe’yi canlandırmaktadır.        Türbesinin İlçe’de olması nedeniyle burayı önemli bir ziyaret merkezi haline getiren Hz. Veysel Karani’nin 555-560 yılları arasında doğduğu tahmin edilmektedir. Doğum yeri Yemen’in Karen Köyü’dür. Soyu Yemen Kabilelerinden Muradoğulları’ndan gelmektedir. Babasının ismi Amir’dir. Kendisinin asıl ismi Üveys Bin Amir-i Karenî’dir.  Karen Köyü’nün bir mutlu seherinde dünyaya gelen küçük Üveys, Muradoğulları’ndan Amir’in mütevazı evini mutlulukla doldurur. Dört yaşında iken babası vefat eder. O, annesinin başka kimsesi bulunmadığından bin bir güçlükle herhangi bir tahsil görmeden, semavi dinlere ve kitaplara ait herhangi bir bilgisi olmadan büyür.       Üveys büyüdükçe kendisinde doğuştan mevcut olan “Tek Tanrı’ya İnanç” hissi de gelişir. O’nu kimse anlamaz, söylediklerine güler, alay ederler. Kendisini anlayan, dinleyen, derdine ortak olan tek insan annesi idi.        Gönlü ulvi hislerle kaynaşan ve artık çalışıp annesine bakabilecek çağa gelen genç Üveys, bir iş aramaya koyulur. Sonunda kendisine en uygun işi seçer. Kendisiyle alay eden, kendisini anlamayan insanlardan uzaklaşmak ve endi iç dünyasıyla başbaşa kalabilmek iç... Devamı

21 03 2007

Terzi baba

http://www.blogcu.com/manager.TERZİ BABA Anadolu'da yetişen büyük velîlerden. İsmi Muhammed Vehbî'dir. Hayyât Vehbî diye meşhûrdur. 1780 (H.1195) senesinde doğdu. Osmanlı Müellifleri, Sefînet-ül-Evliyâ, Esmâ-ül-Müellifîn adlı eserlerde Erzurum'da, diğer bâzı eserlerde ise, Erzincan'da doğduğu yazılıdır. 1847 (H.1264) senesinde Erzincan'da vefât etti. Dergâhının olduğu yere defnedildi. Bugün burası Terzi Baba Mezârlığı diye anılmakta, mezârlığın ortasında türbesi bulunmaktadır. Terzi Baba temel din bilgilerini tahsîl ettikten sonra, anne ve babasının isteği üzerine, bir sanat sâhibi olmak için terzilik öğrenmeğe başladı. Terzi Baba diye meşhûr olması buradan gelmektedir. Dünyâya hiç rağbeti yoktu. Âhirete meyli çok fazla idi. Mesleği ile meşgûl olurken, ibâdeti terketmez, nefsinin arzû ve isteklerini yapmama husûsunda âzamî gayret gösterirdi. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî'nin halîfelerinden Şeyh Abdullah Mekkî Efendi ile görüştü ve ona talebe oldu. Bundan sonra Terzi Baba'nın mânevî mertebesi günden güne ilerledi. Nefsle mücâdele ve riyâzette çok ileri derecelere ulaştı. Abdullah Mekkî Efendi, ona icâzet verdi. Abdullah Mekkî Efendi ile tanışmaları şöyle oldu: Terzi Baba, hem dikiş diker hem de dili ve kalbi ile Allahü teâlâyı anardı. Dükkânında dikiş dikerken, her iğneyi kumaşa geçirip çıkarışta dili ve kalbi ile Allahü teâlânın ism-i şerîfini söylerdi. Halîm selîm, mütevâzî bir zât idi. Kimsenin hâlini bilmesini istemezdi. Fakirleri çok sever ve bu sevgis... Devamı

01 03 2007

Ahmet baba

  AHMET BABA HAZRETLERİ 1924 yılında Bayburt'un Oruçbeyli (Siptoros) köyünde dünyâya geldi. Zamanının büyük Allah dostu Ağlar Baba'nın ikinci oğludur. Annesinin ismi Suna'dır. Küçük yaşlardan i'tibâren babası Ağlar Baba'nın nazarlarıyla ilim, irfân, edep, adâb ve himmet feyizleriyle feyiz-yâb olup, mânevî ve rûhanî  ilimler deryâsına daldı. Ahmet Battal, Nakşî Üveysî bâbından feyiz alarak mânevî çalışmalarını çok hassâs bir şekilde sürdürmektedir. Bayburt'taki mütevâzı' dükkanında, gençliğe ve insânlığa millî yön vermek, câhilliği ve karanlık düşünceleri ortadan kaldırmak, insanlığa eğitim rûhunu aşılamak, hoşgörülü olmak ve sevenlerine bütün herkesi sevdirmek için çalışmaktadır. Yeniliğe her zaman açık olan Ahmet Battal eğitime çok farklı, yapıcı ve yeni yaklaşımlarla bakmaktadır. Her hemşehrisinin, onu seven ve sevmeyen herkesin okuyup hizmet ehli olması onun yürekten inandığı bir idealidir. Siyâset üstü bir düşünceyle, her yöne nûrdan ışıklar saçması sâyesindedir ki gönüllerde yaşamaktadır. Ziyâretçileri, ondan istifâde etmek isteyenler, sevenleri günden güne çoğalmaktadır. İlerlemiş yaşına karşın ilk gençlik yıllarının enerjisiyle hizmetlerine devâm etmektedir. Ahmet Battal'ın daha önceki şiirlerinde aşk ve ondan gelen coşkunluk kendini hissettirirken, sonraki şiirlerinde genelde yoğun bir didaktiklik söz konusudur. Son dönem şiirlerinde yol gösterme, öğreticilik ve eğiticilik, öğüt çizgisi, millî ufuk, vatan-millet sevgisi, ve ilmi / bilimi teşvik etm... Devamı

01 03 2007

ahmet baba

    OKU ZAMAN GÖR YETER SİNE SERDEN HİS GİDER   Aklın yolu vahyidir yardenin yapısı Enbiyânın vârisi, evliyânın hepisi Kitap sünnet takvâdır ukbâ yolun kapısı Bu zamanın güneşi Said Nûrsî hepisi Akıl ermez künhüne kudretinin yapısı   Ümît kesip korkma hiç hayat burada başlıyor Bekledinse nöbeti aşkı ile aşlıyor Kapıldınsa hissi,ne hayat çile başlıyor Muhammedî devrinden bu yol böyle işliyor Yürümeyen bu yolda küfür isyân aşlıyor   Câhil millet kör görmez dînsiz millet batıyor Cumhûriyeti kurduk teknik ilim artıyor İslâm âlem makâm his kardeş kanı gidiyor Duymaz İslâm acıyı siyâsî his yatıyor Birlik oldu Avrupa, İslâm âlem batıyor   Laik devlet biz olduk okur yazar taşıyor Millî kültür vermedik beşer tezden şaşıyor Şeytanî hise düşüp kardeşini kesiyor Câhil millet kör görmez dînsiz millet şaşıyor Düşmanlara kapılıp anarşiyi taşıyor   Hayır şerre Hak hâkim irâde de gidiyor Vücût hasta ey’olur başta ey’e yetiyor Anti-laik kanûnlar teker teker bitiyor Asker bizim biz asker ordu güçler yetiyor Türk devleti yıkılmaz devler ey’e gidiyor   Tefrikalar yetmiş üç, ehl-i nâcî birisi Hizipçilik gidecek nûrculardan gerisi Kardeş kanı döktürmez nûrcuların vârisi Kardeş kanı akıtan şeytânların reisi Türkiye’miz büyüktür olur dünyâ Paris’i     Işık yaktı Fethullah dünyâ baktı görüyor Yüzelli dört ok... Devamı

01 03 2007

ahmet baba

http://www.blogcu.com/manager.url   OKU ZAMAN GÖR YETER SİNE SERDEN HİS GİDER   Aklın yolu vahyidir yardenin yapısı Enbiyânın vârisi, evliyânın hepisi Kitap sünnet takvâdır ukbâ yolun kapısı Bu zamanın güneşi Said Nûrsî hepisi Akıl ermez künhüne kudretinin yapısı   Ümît kesip korkma hiç hayat burada başlıyor Bekledinse nöbeti aşkı ile aşlıyor Kapıldınsa hissi,ne hayat çile başlıyor Muhammedî devrinden bu yol böyle işliyor Yürümeyen bu yolda küfür isyân aşlıyor   Câhil millet kör görmez dînsiz millet batıyor Cumhûriyeti kurduk teknik ilim artıyor İslâm âlem makâm his kardeş kanı gidiyor Duymaz İslâm acıyı siyâsî his yatıyor Birlik oldu Avrupa, İslâm âlem batıyor   Laik devlet biz olduk okur yazar taşıyor Millî kültür vermedik beşer tezden şaşıyor Şeytanî hise düşüp kardeşini kesiyor Câhil millet kör görmez dînsiz millet şaşıyor Düşmanlara kapılıp anarşiyi taşıyor   Hayır şerre Hak hâkim irâde de gidiyor Vücût hasta ey’olur başta ey’e yetiyor Anti-laik kanûnlar teker teker bitiyor Asker bizim biz asker ordu güçler yetiyor Türk devleti yıkılmaz devler ey’e gidiyor   Tefrikalar yetmiş üç, ehl-i nâcî birisi Hizipçilik gidecek nûrculardan gerisi Kardeş kanı döktürmez nûrcuların vârisi Kardeş kanı akıtan şeytânların reisi Türkiye’miz büyüktür olur dünyâ Paris’i     Işık yaktı Fethullah dünyâ baktı görüyor Yüzelli dört okul var kültür şefkat veriyor ZAMAN oku ver para yaraları sarıyor Rusya’da da okul var Türk şefkati veriyor Rus çocuğu okuyup İslâm kültür görüyor   Dâvaları nûr yolu ışıkları yakıyor Holding gördü ışığı talebeyi bakıyor Teknik Kültür Türkçe’miz İngilizce okuyor Güneş doğdu şevk çaldı his perdeler kalkıyor Gittikleri yer hûzur, şefkat mumu yakıyor   Türk devleti demokrat Avrupa’ya gidiyor Ümît kesmek yasaktır Mevlâ yardım ediyor Siyâsî his taşıyan partilerde yatıyor Kalkınacak Türk devlet cumhur birli... Devamı

15 02 2007

risale

Risale-i nur'dan Damlalar- Güzellik ve Nimete Şükür ÜÇÜNCÜ MEKTUP “Hepiniz Âdemdensiniz, Âdem ise topraktandır.” Elif-Ba -Harfler Elif-Ba-Okunuşlar Risale-i nur'dan Damlalar- İman ve marifet “Kur’an’ı okuyun. Çünkü o, kıyamet günü, okuyanlarına şefaatçı olarak gelir.” DOKUZUNCU SÖZ İkinci Mektub Birinci Mektup Mevlana Çiçeği GÖRMESİNİ BİLEN GÖZLER Ye's her kemalin engelidir. yedinci lem'a Peygamber Emanetleri Şehitlerimize-Zap Suyu KALK YİĞİDİM Başlıksız 8 YAŞINDA Kİ BİR KIZ ÇOCUĞUNUN BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİNE YAZDIĞI MEKTUP ! RAMAZAN RİSALESİ15.2.2007: risale ve fıkıh ilmi15.2.2007: risale15.2.2007: risale15.2.2007: risale15.2.2007: risale15.2.2007: risale15.2.2007: risale15.2.2007: risale15.2.2007: risale15.2.2007: risale15.2.2007: risale15.2.2007: risale15.2.2007: risale15.2.2007: risale15.2.2007: risale15.2.2007: Hicrani15.2.2007: hicrani15.2.2007: Hicrani15.2.2007: Hicrani15.2.2007: Hicrani15.2.2007: Hicrani15.2.2007: Hicrani ... Devamı

15 02 2007

risale

http://www.blogcu.com/manager.url Mukaddeme         Ateşin dumana olan delâleti gibi, müessirden esere yapılan istidlâle "bürhan-ı limmî" denildiği gibi; dumanın ateşe olan delâleti gibi, eserden müessire olan istidlale de "bürhan-ı innî" denir. Bürhan-ı innî, şüphelerden daha salimdir.         Bu âyetin, Sâni'in vücud ve  vahdetine işaret eden delillerinden biri de, "İnayet Delili"dir. Bu delil; kâinatı ve kâinatın eczasını ve enva'ını ihtilâlden, ihtilaftan, dağılmaktan kurtarıp bütün hususatını intizam altına almakla kâinata hayat veren nizamdan ibarettir. Bütün maslahatların, hikmetlerin, faidelerin, menfaatlerin menşei, bu nizamdır. Menfaatlerden, maslahatlardan bahseden bütün âyât-ı Kur'aniye, bu nizam üzerine yürüyor ve bu nizamın tecellisine mazhardır. Binaenaleyh bütün mesalihin, fevaidin ve menafiin mercii olan ve kâinata hayat veren bir nizam; elbette ve elbette bir nâzımın vücuduna delalet ettiği gibi, o nâzımın kasd ve hikmetine delâlet etmekle, kör tesadüfün vehimlerini nefyeder.         Ey insan! Eğer senin fikrin, nazarın şu yüksek nizamı bulmaktan âciz ise ve istikra-i tâm ile, yani umumî bir araştırma ile de o nizamı elde etmeye kadir değilsen, insanların telahuk-u efkâr denilen fikirlerinin birleşmesinden doğan ve nev-i beşerin havassı (duyguları) hükmünde olan fünun ile kâinata bak ve sahifelerini oku ki, akılları hayrette bırakan o yüksek nizamı göresin.   sh: » (İ: 87)         Evet kâinatın herbir nev'ine dair bir fen teşekkül etmiş veya etmektedir. Fen ise kavaid-i külliyeden ibarettir. Kaidenin külliyeti ise, nizamın yüksekliğine ve güzelliğine delâlet eder. Zira nizamı olmayanın külliyeti olamaz. Meselâ: ''Her âlimin başında beyaz bir îmâme var''. Külliyetle söylenilen şu hüküm, ülema nev'inde intizamın bulunmasına bakar. Öyle ise, umumî bir teftiş net... Devamı

15 02 2007

risale

http://www.blogcu.com/manager.url İŞÂRÂT-ÜL İ'CAZ  بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ وَ بِهِ نَسْتَعِينُ          Tenbih: İşârât-ül İ'caz Tefsiri; eski Harb-i Umumî'nin birinci senesinde, cebhe-i harbde, me'hazsiz ve kitab mevcud olmadığı halde te'lif edilmiştir. Harb zamanının zaruretinden başka, dört sebebe binaen gayet muhtasar ve îcazlı bir tarzda yazılmış; Fatiha ve nısf-ı evvel daha mücmel, daha muhtasar kalmıştır.         Evvelâ: O zaman, izaha müsaade etmiyordu. Eski Said, îcazlı ve kısa tabiratla ifade-i meram ediyordu.         Sâniyen: Gayet zeki olan kendi talebelerinin derece-i fehimlerini düşünüyordu, başkaların anlamalarını düşünmüyordu.         Sâlisen: Eski Said, en dakik ve en ince olan nazm-ı Kur'andaki îcazlı olan i'cazı beyan ettiği için, kısa ve ince düşmüştür. Fakat şimdi ise Yeni Said nazarıyla mütalâa ettim. Elhak, Eski Said'in bütün hatiatıyla beraber, şu tefsirdeki tetkikat-ı âliyesi, onun bir şaheseridir. Yazıldığı vakit daima şehid olmaya hazırlandığı için, hâlis bir niyet ile ve belâgatın kanunlarına ve ulûm-u Arabiyenin düsturlarına tatbik ederek yazdığı için hiçbirini cerhedemedim. Belki Cenab-ı Hak, bu eseri ona keffaret-i zünub yapacak ve bu tefsiri de tam anlayacak adamları yetiştirecek inşâallah.         Eğer Birinci Harb-i Umumî gibi mâniler olmasaydı, tefsirin şu birinci cildi, i'caz vücuhundan olan i'caz-ı nazmîyi beyan ettiği gibi, diğer cüzler ve mektublar da müteferrik hakaik-i tefsiriyeyi içine alsaydı, Ku... Devamı