15 02 2007

Hicrani

http://www.blogcu.com/manager.url

 Bâdeli Aşıklarda,Her zaman Aşk galebe çalar, Bâde nin bir Hikmet  barı olduğunu ,dane-i  kısmet olduğunu bilir  bunu her fırsatta ikrar eder.

-37-

Aşıklara bâde Hikmet barı dır.

Aldanma ki gönül elde değildir.

Emreden Mevlâ’dır. getiren Pirler

Aldanma ki gönül kulda değildir.

 

Bâdeyi nûş eden bulur izharı

ELİF,BE okunur HE ile DAL’ı

Aşkın abdalları ibrişim halı

Dokurlar marifet telde değildir.

 

Aşıklar buldular eltafı rah-ı

Doksan bin mânada aşkın penahı

Açık hüccet görür kürs ile arş-ı

Aldanma ki gönül dilde değildir.

 

Emreylese kula bâdeyi kısmet

Hicrâni’ye verdi kelâmı nusret

Bir kula gelürse dane-i kısmet

Aldanma ki gönül tende değildir.

 

***     ***      ***

-38-

Aşk ile Hû çekip,Aşka düşenler

Bu hayalden gözler uyanmaz hocam

Yüz bir sevdâ ile bir yar sevipte

Elimden alsalar,dayanmaz hocam.

 

Okudum nâmeyi yetişti ayrık

Çok sızdım Leylâ’yı  O benden  dar nık.

Yelkenimi açtım pervanem kırık

Usta yok çarkımız dolanmaz Hocam

 

Çok murattır bu Dünyaya gülersem

Leylâ handan sahi haber alırsam

Vadem yeter ondan ayrı kalırsam

Belki de cenazem kılınmaz Hocam.

 

***     ***     ***

         Müfrit muhabbet,aşırı sevgidir aşk.Sevginin son mertebesi,Sevginin insanı tam olarak hükmü altına alması,varlığın aslı ve varlığın sebebidir aşk. Sevginin en mükemmel  şeklidir aşk. Bakalım Şairimiz Hicrâni Aşk-ı nasıl anlatmaktadır.

 

-39-

Aşk imiş ışık veren ışıklara

Aşk imiş ateş veren yanıklara

Aşk imiş derde bırakan Adem’i

Aşk imiş devâ veren Âşıklara

 

Aşk imiş Mecnun eden Leylâ için

Aşk imiş meftun eden Mevlâ için

Aşk imiş memnun eden “Belâ” için

Aşk imiş rehber olan sadıklara.

 

Aşk imiş Mensurunu dara çeken

Aşk imiş Halil’i odlara yakan

Aşk imiş Eyyub’u derde bırakan

Aşk imiş lâyık olan tedbirlere

 

Aşk imiş cevheri künh-i âlemin

Aşk imiş nüsha-i kübrâ  Âdem’in

Aşk imiş hükmü- Süleyman hatem’in

Aşk imiş delil-i dil ayıklara

 

Aşk olmazsa meşk olmazdı insana

Ebu ced Adem gelmezdi  lisana

Aşk imiş okutan harfi Hicrâna

Aşk imiş hançer-i  Hak fasıklara.

 

***     ***     ***

 

-40-

 

Aşkın Alayında durduk nizama

Hedef iklimine nişanımız var

Dört ciltlik Kamusa,Tefsir Tibyan’a

Mânâ halletmeye imkânımız var.

 

Kenz-i Rahmanda gördük izahat

Okutup yazdırdı hep Ayet,Ayet

Mânâ vermek ile bulmaz nihayet

Hükmünü vermeye fermanımız var.

 

Erenler şahını gördüm bir gece

Okutup yazdırdı hu rufsuz hece

Arabi,Farisi,Türkçe,Urumca

Yetmiş iki dilde lisanımız var.

 

Hicrâni’yim sözü kalpte tartarım

Bir sırrı vahdete  düştüm yatarım.

Yirmi yıldır aşk elması satarım

Dahi açılmamış dükkanım var.

***     ***      ***

 

 40- No lu şiiri Sabri Özcan San’ın  kitabında  değişikliklerle alınmıştır. Muhteva bakımından bazı değişikler içermektedir. bu şiiri de  almayı uygun bulduk.

-41-

Aşkın deryası dır.tükenmez bitmez

Kimya denizinde limanımız var.

Âşık olan maşukunu terk etmez

İkrar verdik yâre fermanımız var.

 

Erenler şahını gördüm bu gece

Okutup yazdırdı hu rufsuz hece

Gürcüce,Ermence,Terkçe,Urumca

Yetmiş iki dilde lisanımız var.

 

Aşkın pazarında dükkan tutarım

Damgalı kilodan alır satarım

On beş yıldır aşk elması satarım

Dahi açılacak dükkanımız var.

 

Gedâ Hicrâni’yem olmuşum meste

Dilimiz yangındır dimağım hasta

Dost bağından aldım gül deste, deste

Dahi bal verecek kovanımız var.

 

***     ***     ***

-31-

 

Aşkın dükkanında dem meydanında

Firak-ı Bülbülün sedâsı geldi

Eltafı Kudretin sır bahçesinde

Elvedâ  bülbülün çilesi geldi.

 

Akıl mı yitirir aşka dalanlar

İki MİM bir DAL da nokta bulanlar

Kisb-i ticarette tüccar olanlar

Lâ Mekân  şehrinin meyvesi geldi,

 

Hey Gedâ Hicrâni ne oldun Mecnun

Hâlk edip yazdıysa defterine “kul,,

Her aşka düşenler buldular bir yol

Hüccetim “VEDZUHA” suresi geldi.

 

***     ***     ***

    Aşığımız  Yeni adı Mutlu eski adı Varijna olan  köyde sohbet ederken köyün hocası gelir.

“Sen ne bilirsen de millete sohbet edirsen” “Edebini erkânını tanı” bu kal sözler karşısında Hicrâni şöyle cevap verir;

-43-

Aşkın ezelinden var mı haberin

Bu düş var halimi sormazsan hocam

Seni tabip derler hani dermanın

El atıp yâre mi  sarmazsan hocam.

 

Aslın zadegândır buldu şerafet

Varis-i Enbiya oldu işaret

Mürüvvet bab-ın dan eyle merhamet

Derdime bir derman vermezsen Hocam.

 

Dediler Hicrâni sevdasız yârsız

Erkân öğrenmemiş edepsiz arsız

Cahile elçi yem,Kâmile hırsız

Sen bizim esrarı bilmezsen hocam,

***      ***      ***

 

    Hicrâni gönül derinliklerini sade bir anlatışla söyle dile getirmektedir...

 

-44-

 

Aşkın ezeliyle olduk müptelâ

“Lâ Mekân”a giden yollar bizdedir.

Gah coşar gönlümüz,gah katre çeker

Bahr-ı hayatta ki seller bizdedir.

 

On iki kubbeye çevrildi nazım

“Elestü bezm’in”ne yok itirazım

Kendim harabatım şirindir sözüm

İlmi Hikmetteki haller bizdedir.

 

Her münkir sözüne inanma kardaş

Kardaş,kardaş ile eylemez savaş

Hicrâni der; yola gel yavaş,yavaş

“TEBAREKE” okur diller bizdedir.

 

***      ***      ***

Pirler elinden Lütfü İhsana uğradığını ,doksan bin mânalı  lisan öğrendiğini,ancak ondan sonra Akıl sermayesine ulaştığını açıklayan  aşığımızın bir deyişi;

 

-45-

Aşkın zerresinden bir hançer vurdu

Bilmem derinum da  yüzde görünmez

Neşter vurdu tabip çıkmadı kanım

Baktım ilik damar özde görünmez

 

Esrar duyurmadın asla bir ferde

Pirler karar vermiş,dalsın bir derde

Konmadın bülbüle gül-ü irem de

Doksanı geçirdim yüzde görünmez

 

Serinde ser çekmiş aşkın cilâsı

Bağrım yaktım oldu vücut yarası

“NEHNÛ KASEM’NA”da taksim burması

Heva-i heveste izde görünmez

 

Pirler bize Lütfü ihsanı vermiş

Doksan bin mânâlı lisanı vermiş

Akıl sermayesi hoş tur bil demiş

Yokladım Hicrâni dilde görünmez.

 

***     ***     ***

 

-46

 

Ayrı düşen aşık menzile yetti

Sen de tedarikin gör yavaş,yavaş

Geçti nevbahar hazan erişti

Yağdırır bağlara kar yavaş,yavaş

 

Kişinin çektiği kendi ameli

Kişi hulus ile bulur Kemâli

Geçti ömrümüzde buldu zevali

Kendi tedarikin gör yavaş,yavaş

 

Vakti geldi dahi ömrüm var deme

Gençliğin var ise kaydını yeme

Bu dertli sineme hançeri vurma

Yolculuk zamanı gel yavaş,yavaş.

 

Hicrâni’de derki; alın abdesi(Ab desti)

Silinsin gönlüzün gam ile pası

Yedi YASİN ile üçte İHLAS’ı

Nasip et Yarabbim sen yavaş,yavaş.

 

***     ***     ***

 

 Hicrâni’yi bir mecliste deşmek için önce yaşamış aşıklardan ayak verilirmiş.Yine öyle bir mecliste  Celâli’nin “Kınamayın bizi Hâkkı sevenler/Katre düşmeyince sel ırganır mı?” deyişini  söylerler Hicrâni’de bu deyişe nazire yapmıştır.

 

-47-

 

Azmedip bir gemi bahre dalmazsa

Karışıp dalgaya yol bulanır mı?

Herkes sanatında üstat olmazsa,

Persiz pervanesiz mil dolanır mı?

 

Ezelden çok çektim bu intizarı

Bilmez miyim  acep edep erkânı

On sekiz bin âlem keremler kânı

Didarına düşen göz dayanır mı?

 

Erenler elinde ilmim sırdadır.

Hücceti Mevlâ’da meylim kârdadır.

Aşkın pervanesi üç yüz perdedir.

Tutup döndürmeye kol dayanır mı?

 

Hicrân sır haznesinde otur dediler

Feryadın Âleme yeter dediler

Süphani Zikr ile getir dediler

Haşra dek çekmeye can dayanır mı ?

 

***     ***     ***

 

Mahmut Kemal Yanbey tarafından hazırlanan Ankara Kültür Yardımlaşma derneği tarafından Yayımlanan “Bayburtlu Celâli” inceleyen şairimize “Baba Kitap nasıl olmuş?”diye sorulur. O’da  “Gardaş Üstadımın İsmi Celâli,Söyler cilâlı ,cilâlı” ardından da kitap hakkında aşağıdaki deyişi söylemiştir.;

-48-

Baba Celâli’nin geldi eseri

İmlâsı tercüman elinden çıkmış.

Neşr etmiş akıyor abû kevseri

Burması Lâ Mekân gölünden çıkmış.

 

Geçen tarih hayat bulup okunmuş

Erbabından haya nuru takınmış

Aşkın tezgahına girmiş tokunmuş

Nakkaş-ı ibrişim telinden çıkmış.

 

Sordum mektup böyle gelişin kimden

Nutku tababetten Lokman hekimden

Mahmut Kemal Yanbey kalbi hekimden

Her iki tercüman elinden çıkmış.

 

Berakâllâh hayat bulmuş Celâli

Şerefli Bayburt’un yurdu cilâlı

Nazm-ı Gazelleri bülbül misali

Bir ehli Kâmilin dilinden çıkmış

 

Sönmez narı Hicrân aldı yâre mi

Lokman gelip yâralerim saramı

Ustazımı rüzgarlara sora mı

Postası bir seher yelinden çıkmış.

 

***      ***     ***

Hicrâni yine bir hocayla hasbıhal etmektedir.

 

-49-

Bâdeyi nûş ettim aslı ezelden

Ateş derinumda söner mi Hocam

Bir Mahi dilbere verdim meylimi

Gönül ol sevdadan döner mi Hocam?

 

Bezenip olmazsa bir bağda irat

Konar mı baykuş alır mı bir tat

Muhabbet gülünden alanlar bir od

Dalsalar deryaya söner mi Hocam

 

Coş edip deryalar dalga çekmezse

Yetişir Lâleler boyun eğmezse

Gül deki bülbüle bir âh değmezse

Seherde başına konar mı Hocam.

 

Hicrâni der gerçek kulu ikrarlar

Yine tazelendi kisp ile kârlar

Dolandı cebeller kesti ihsanlar

0
0
0
Yorum Yaz