15 02 2007

Hicrani

http://www.blogcu.com/manager.url

-49-

Bâdeyi nûş ettim aslı ezelden

Ateş derinumda söner mi Hocam

Bir Mahi dilbere verdim meylimi

Gönül ol sevdadan döner mi Hocam?

 

Bezenip olmazsa bir bağda irat

Konar mı baykuş alır mı bir tat

Muhabbet gülünden alanlar bir od

Dalsalar deryaya söner mi Hocam

 

Coş edip deryalar dalga çekmezse

Yetişir Lâleler boyun eğmezse

Gül deki bülbüle bir âh değmezse

Seherde başına konar mı Hocam.

 

Hicrâni der gerçek kulu ikrarlar

Yine tazelendi kisp ile kârlar

Dolandı cebeller kesti ihsanlar

İşiten bu sesi sorar mı Hocam.

 

***     ***     ***

 

 Hicrâni bir kış günü köye giderler tabi zamanın şartlarında yaya gitmek durumundadırlar. Değirmencik(Mam) köyünün düzünde bir fırtınaya tutulurlar. Fırtına haddinden fazla şiddetlidir,bir ara yanındaki arkadaşı ile fırtınaya sırtlarını vererek istirahat ederler, o esnada bu durumu şöyle dile getirir;

 

-50-

Bâdi sabâ eser Bayburt ilinde

Bülbül rahat eder gonca gülünde

Biz bu gece kaldık Mam’ın düzünde

Rifata tahammül yolcuya sabır

Yola bir selâmet gönder Allâh’ım.

 

Çünkü biz aşığız değil efsane

Pirler bâdesinden olduk mestâne

Varın haber verin  şoför Hasan’a

Rifata tahammül yolcuya sabır

Yola bir Selâmet gönder Allâh’ım

 

Aslı aşık olan himmete erer

Kanaatsiz insan mihnete erer

Paranın temahı araba kırar

Rifata tahammül yolcuya sabır

Yola bir selâmet gönder Allâh’ım.

 

***     ***     ***

   Hicrâni Halep’teki maşukası Leylâ Han’a her fırsatta mektup göndermektedir.

 

-51-

Bâdi sabâ uğrarısan Halep’e

Bizim bağdan nazlı yâre gül götür

Dur devşir destele tazelerinden

Darılmışsa yâr yüzüne gül götür.

 

De ki;”işin kaldı hayale düşe”

Gece gün içimden çıkmaz endişe

Nergis mi arz eder yoksa menekşe

Sor danış hatırın yine gül götür.

 

De ki;İflah olmaz Hicrân yaradan

Meğer lütf eyleye bize Yaradan

Sual eyler ise biz bi çâreden

Gayet ahvalimi danış bil götür.

***     ***     ***

         Hicrâni  Tunceli’de çalışmakta olan bacanağı İdris Okumuş’un ölüm haberini ,Bayburt’un  Yedigözeler(Dacırak) köyünde alınca şöyle söylemiştir;

 

-52-

Bağban getmiş viran kalmış bu bağlar

Hâr ile horlaşmış gül garip,garip

Aramıza düştü çok yüce dağlar

Terki vatan etmiş yol garip,garip

 

Bu fani dünyadan olmaz faide

Kalmıyor hiç kimse yoksulda beyde

Kefen koltuğunda ayak kabirde

Kaldın gurbet ilde sen garip,garip

 

Yine hazan esti bozuldu bağlar

Bilmem neden bülbül bağrımı dağlar

Çifte kuzuların dil mahzun ağlar

Yetiş göz yaşların sil garip,garip

 

Bülbülü Şahini ne bağda buldum

Lâik mi Hicrâna  bu kadar zulüm

Dacırak virandır uğramaz yolum

Görüşmek mahşerde gel garip,garip.

 

***     ***     ***

-53-

Bağbansız bağ  olur mu?

Gülsüz yaprak olur mu?

Terk etme beni dilber

Sensiz otağ olur mu?

 

Dil ötmez ki konuşak

Ya bu derdi bölüşek

Mahşer günü görüşek

Köşe bucak olur mu?

 

Bülbül olup bâr alsam

Bağında mihmân kalsam

Yüz bin dertle sararsam

Kimse ortağ olur mu?

 

Kametin havalıdır

Cennette Kemâlidir

El zanneder leylidir

Bârsız yaprak olur mu?

 

Ararken derde çâre

Açıldı taze yâre

Hicrâni bahtı kâre

Gam dan ferah olur mu?

 

***     ***     ***

 

          Hicrâni baba 1968 yılı ilk baharında karların eriyerek suların coştuğu zaman küçük kızı  Sonbaharı kucağına alarak şu şiiri söylemiştir.;(Bu kızı  sonradan çocuk yaşta ölmüştür.Ayrıca 1968 yılında Çoruh taşarak Bayburt’u sular altında bırakmıştır.)

-54-

Bahar geldi ortalığa

Kuzu çıksın yaylalığa

Çöpü töker yolluğa

Benim kızım bir tane dür.

 

Bahar geldi sular coştu

Herkes yarına kavuştu

Hep kızlar kocaya kaçtı

Benim kızım bir tane dür.

 

Bahar geldi gördük yazı

Ne hoştur bülbül avazı

Çorlu Hicrâni’nin kızı

Bu bağlarda bir tane dür.

 

(Yöremizde devamlı öksüren kişilere ÇORLU diye lakap takılır)

 

***     ***      ***

 

 İlimizde kışlar ağır geçmektedir. Altı ayı bulan kış günleri her Bayburtlu da olduğu gibi Hicrâni’de  baharın özlemini duymuş,baharın o güzelliğini hatırlamış,aşağıdaki deyişini söylemiştir.;

-55-

 

Bahar gelse bülbül inse bağlara

Açılsa çiçekler,gül bezenürdü

Koyun sürüleri çıksa dağlara

Yaylada açılan yol bezenürdü.

 

Çeşmede testiler dolu ölçekler

Havalar açıldı yazlar görçekler

Al kırmızı,yeşil,sarı çiçekler

Arılar dolanır bal bezenürdü.

 

Dertli olan tabibini arasa

Derman olur yayla suyu yararsa

Güzeller seherde zülfün tararsa

Dökse al yanağa tel bezenürdü.

 

Sevdiğim ne düştün sevda mestine

Bu çeşmeden gel su doldur testine

Kına yaksa sedef parmak üstüne

Hâ tem parmağında el bezenürdü.

 

Hicrâni bu gidiş çilen dolmazsa

Düşüp ihtiyara rengin solmazsa

Ayrılık var bu hasretlik olmazsa

O Zamanda gurbet il bezenürdü.

 

***     ***     ***

Hicrâni aşk bâdesi içmeden iki yıl önce Artvin’de çalışırken,kendi köylüsü olan” Kuru Mustafa”  isminde ki kişiyi çileden çıkarmak ve çalışmalarına biraz muhabbet katmak ister.Birkaç gün düşünür ve sonunda aklına bir fikir gelir.Yine kendi köylüsü olan Fazlı ustaya;

n      -Usta ben sana yarın bir rüya gördüm.. diyecehem. Sende “Vola annatta diyniyek “diyecesen..bende annatacaham bağalım Kuru Mustafa ne edecek?...

ertesi günü olur.Orda bulunan köylülerinin de toplanmış olduğu bir istirahat anında ,Hicrâni Fazlı ustaya;

n      Usta ben bu gün bi rüya gördüm.. der. O’da ;

n      Vola annatta diyniyek...der.

Hicrâni başlar anlatmaya;

 “Bu gün ben rüyamda tanımadığım bi yerde yem.Fakat ele bi yağmur yağir ki  sorma getsin.   Sığınacak bi yer aradım.Bi de baktım karşıda bi mağara,hemen oriya seğirttim.İçeriye girdiğimde  bi de ne göreyim.Orada uzun boylu gürgen gibi heybetli  bi adam oturir.Ben korttum ne diyeceğimi unuttum.”Selamünaleyküm mağara “dedim.”Aleykümselâm,nerden geldin budala”  dedi.İşte orada aklıma bi kaç parça  söz geldi.Orada bulunanlar”Ne geldi?” diye sorunca;Hicrâni Kuru Mustafa’nın şeklini şemailini başlar anlatmaya;

 

-56-

Bahar yaz ayları gelür bağları gezer

Tarar perçemini bir yana düzer

Bir kalemde doksan dokuz harf yazar

Gümüş parmağına kurban olduğum.

 

Karadır kaşları burni heva-i

Garip bülbül gibi bekler yuvayi

Kırk sekiz arşından geyer zivgayi

Selvi boylarına kurban olduğum.

 

Sarışındır rengi gözleri elâ

Sakalı saçaklı bıyığı pala

Bir çift ayağı var heç gelmez yola

Şalgam topuğuna kurban olduğum.

 

Hasretlik elinden içmiş tür ab-ı

Ne yazık yırtılmış başının kabı

Yaşı altmış beş tür,kendisi sabi

Cehalet gönlüne kurban olduğum.

 

Ayak parmakları hizege benzer

Seyrek tür sakalı  süzeğe benzer

Heybetli dür başı dibeğe benzer

Salgu yumruğuna kurban olduğum.

 

 deyince Kuru Mustafa orda bulunanlara”Vola  anbu beni diyir” başlar kovalamaca,Hicrâni kaçar Kuru Mustafa peşinde  o gün hayli bir zaman geçtikten sonra ,yine bir istirahat anında  sözlerin gerisini sorarlar.Hicrâni baba başlar kaldığı yerden söyleme..

Düzüldük orada hem iki safta

Muhabbet eyleyip kalmışız lafa

Baktım ki karşımda Kuru Mustafa

Sövüp saydı bize kurban olduğum.

 

Kükreyip haykırsa dağlar yıkardı

Eline geçirse canım çıkardı

Derim yüzüp ayağına takardı

Yırtık çarığına kurban olduğum.

 

Diyarı gurbette hasret çekerim.

İsmime HACI dedi pederim

Darılma  Ğelfe çeker giderim

O Nazik diller en kurban olduğum.

aşka düşmeden önce bu destanı söyleyebilecek yetenekte olması onun elbette ilerde büyük bir şair olacağının delilidir.

***     ***     ***

 

Kayseri’de bulunduğu yıllarda  Orta Okul Muallimlerinden Nebahat hanım için yazmış olduğu bir şiir;

 

-57-

Baktım huzurumda Nebahat hanım

Seni gören gözler eğlenir gitmez

Yoluna fedadır tendeki canım

Bekler kapısında kul olur gitmez.

 

Kalem-i kudretin parmaklarında

Kudret imzası var yanaklarında

Sanki yedi Ülker tırnaklarında

Kocalsan usansan yıl olur gitmez.

 

Her seher vaktinde zülfün tararken

Al boyayı dudaklara sürerken

Seni seven yiğit seni görürken

Düşer bahçesine mal olur gitmez.

 

Ne istersin böyle aşık anın dan

Bir sedâ işittim kalp dükkanından

Sadrın hekiminden öz dem anından

Vermezsen Hicrâni darılır gitmez.

 

***     ***     ***

  Bayburt’un Bayraktar(Baksi)köyünden  Rıza isminde ki bir şahıs Hicrâni’ye “Senin yüzün ne kara” deyince  Hicrâni aşağıdaki şiirini söylemiştir.;

-58-

Bana deme yüzü kara

Niceler benden karadır.

Süleyman’a öğüt veren

Karınca benden karadır.

 

Hâkkın emrini buyuran

Varlığın bize duyuran

Helâl haramı ayıran

Heceler benden karadır.

 

Lütfü Hâkkın nazarında

Cümle ruhlar pazarında

Beytûllâh’ın üzerinde

Örtüler benden karadır.

 

Var mı bu esrara eren

El atıp da güller deren

Hicrâni’ye destur veren

Hocalar benden karadır.

***     ***     ***

Hicrâni’nin maşukası Leylâ Han  hakkında sorular sorarlar.İşin sırrını keşf edemeyen nadan kişiler, “Gidip Leylâ’nı  bul “gibi telkinde bulunurlar.Bilmezler ki Şairimiz Leylâ diye Mevlâ’sına iltica etmektedir.Maddede Leylâ feryatları mânâda  Mevlâ’ sı dır..Hicrâni ise bu sözler karşısında şöyle der.;

 

Hicrâni kendisi ile Bülbülü eş değerde görmektedir.Kendisi Leylâ sı için ,Bülbülü ise Gül için çileler çektiğini düşünmekte.Adeta bülbül ile özdeşleşmektedir.;

-64-

Baykuş an  eğlenir viranelerde

O ince dallarda ötüşür bülbül.

Figanı seyrinde bahr-ı bağlarda

Nice güller ile sevişir bülbül.

 

Gazeller dökmüş viran bağı terk eder

Açılan nevreste gülüne gider

Sedâsı nice canlar mest eder

Çok dikenler ile çekişir bülbül

 

Ne bilirsin bülbül ne figan eder

Nevreste çiçeğin rey hasın dinler

Ol Mevlâ’yı seher vakti zikreyler

Hâkkın Didarında tutuşur bülbül

 

Açılmış bağların yeşili alı

Nice canlar yakar Hicrân figanı

Çark-ı devrandadır bozulan bağları

Terk edip yurduna yetişir bülbül.

 

***      ***     ***

 Katre iken ummana karışan Hicrâni ,dert ikliminde tartıldığını ,künyesinin sızıldığını sonunda  yazısının kara olduğu sonucuna varıldığını söylemektedir.

 

-65-

Ben aciz yatarken hab-ı hayalda

Müptelâ dır gönül görünmez yara

Aradım cilvesin yeşilde alda

Vermiştim nezaket bağın icara..

 

Feyzin kılıcını vurdum girdi yan

Şeyda bir cesette eğlenir bir can

Sızdılar künyemi her bir katiben

Dediler silinmez yarası kara

 

Yüksek cebellerde ah ve emanım

Meskeni İsa’yı geçti dumanım

Ömrüm tamam oldu çıkmadı canım

Arzuhal yazarım Gani Seddar’a

 

Katre iken bir ummana karıştım

Tellâl pazarına girdim satıldım

Sarrafın eline düşüp tartıldım

Dertler ikliminde düştüm kantara

 

Kalmışsın bi çare ey Gedâ Hicrân

Nedir bu sendeki sönmeyen suzan

Divan-ı mahşerde kurulur divan

...................................................

(Son mısra defter yırtık olduğundan tespit edilemedi)

***     ***     ***

-66-

Ben bana danıştım ben bana sordum

Ben bende bir darlık bulmadım Mevlâ’m

Aklımı zay eden pirler cilvesi

Ben dosttan bir darlık görmedim Mevlâ’m

 

“Elestü Bezmin”de  yazılmış KENZ il

Seddarûl Guyub’sun  isminde AZM il

Mektep civarında okurken  TENZİL

Ben bende ayrık görmedim Mevlâ’m

 

Bir elim kalmıştır ayrık Bâb ın da

Çeşmi VEZZUHÂ nın  misli Kâm ın da

Kerbelâ içinde cenk alayında

Hicrâni yem vurgun görmedim Mevlâ’m.

 

(KENZ:Hazine AZM:Kesin karar verme.TENZİL:Semâdan inen Vahiy Kur-an’ı Kerim)

 

***     ***     ***

Şairimiz Hicrâni aşağıdaki şiirinde hayatını özetlemektedir.Hiçbir şiiri elimizde olmasa bile bu şiiri  bize onu tam olarak anlatmaktadır;

-67-

Ben bende gördüğüm zevk-ü sefâyı

Ne paşa,ne Melik,ne elde gördüm.

Ömrümde evimde her bir vefa yı

Ne evlât ne ahbap, ne malda gördüm.

 

Ayransız aş pişer,arpadan ekmek

Şükründen acizim vasfını etmek

Elbisem yün,pamuk,kendirden renk,renk

Ne sarı ,ne yeşil,ne alda gördüm.

 

Şaldandır pantola vurduğum yama

Hiç meyil vermedim has ile hama

Yokluktan bir rütbe diktim yakama

Ne omuz,ne beden,ne kolda gördüm.

 

Yağ yiyince kamaşıyor dişlerim

0
0
0
Yorum Yaz