15 02 2007

hicrani

 

 

Dünürcüler söylemiş olduğu bir şiir;

-71-

Ben bu aşkın bağbanıyım

Her daim söz kurarım ben

Şahinlerin avcısıyım

Düvürcüler ararım ben

 

Uhut dağı hisarım var

Tahrir kalem defterim var

Aşk elinden eserim var

Kalû belâ sorarım ben

 

Ötüşüyor bülbül her dil

Arşta on iki bin kandil

Orda yazar ezel takdir

Ol künyeyi ararım ben

 

Hicrâni’yem bahtım kara

Pirler bıraktılar dara

Ölüm gelir bu hisara

Teber ile yararım ben

***   ****   ***

 

 

 (Hicrâni’nin intizarı)

-72--

Ben bu derdin hangi birin söyleyim

Tükenmez belâya vardı başımız

Derbeder gezerim her gün her saat

Gün be gün aksine vardı işimiz.

 

Mahkemeler oldu bizlere mekân

Bir zaman Bayburt’ta eyledik iskân

Vahşi olma seni yaratmış insan

Asumana çıktı âhu zarımız.

 

Başıma geleni yazsam kitaba

Hiçbir kâtip onu almaz hesaba

Derdim çoktur kulak verin hitaba

Ne kadar söylense vasfı halımız.

 

Mahkeme kazandım aldım emrini

Kendi yurdumuzun söktüm bendini

Sağlam ettük elin çürük malını

İşte budur bizim kisp-i kârımız.

 

Kendine himimize vurduk kazmayı

Dize çektik bir kırmızı çizmeyi

Zalim bizi şimdi etti enayi

Hiç tükenmez bizim kılu kalımız.

 

Vefasız hayırsız gelirim dedin

İkrarımdan dönmem ölürüm dedin

Seninle Bayburt’ta kalırım dedin

Bilmem nasıl oldu bu ahvalımız.

 

Benim sergüzeştim nihayet bulmaz

Ne kadar söylesem imana gelmez

Haya etmez Hallâktan bir selâm vermez

Hicrâni bu oldu son devranımız.

 

***     ***     ***

-73-

Ben gönlümün gülşenini

Bir yara kıldım müptelâ

Gör beni bu aşk neyledi

Başıma çıktı bin belâ.

 

Yanıma geldi bir hoş er

Tabip-i aşk imiş meğer

Elinde ateşten neşter

Vurdu sinemdeki gala

 

Aldı Sinemdeki galı

Basiretten açtı halı

Baş gösterdi Hikmet gülü

Bezendirdi sağa sola..

 

Anda gördüm bir çok eri

Yeşil sarıklı her biri

Zatı Melek Hüsnü Huri

Kalkıp durdum istikbâle

 

Merhaba dediler bize

Şerefli Aşk olsun size

Set çektiler önümüze

Car etraftan gamdan kala

 

Mahlasımız Hicrâni’dir.

Buda Pirimin şanıdır

Cümle derdin dermanıdır

Aldanmam her kalmakala

***     ***     ***

 

-74-

Ben kime söylemişem neden darıldın

Bu günkü işrakin dünden ziyade

Çektin sema vatı berzah güllesin

Zahir bab içinde zandan ziyade

 

Bu gün hûb  cemâlin elvanlanmıştır

Ruhlar meydanında noktalanmıştır

Süphan imzasıyla  imzalanmıştır.

“Levlâka” lafsında KEF ten ziyade

 

Ceddi milletimiz ismi Seyfûllâh

Dilimiz Hû der dersim Hamdûllâh

Ben dostun kalbini kırmadım billâh

Yemin olmaz ki bu kasemden ziyâde

 

Aşıklar bu aşkın elinden çeker

Hû dedikçe dili lâl-i al döker

Çevirip yüzünü dosttan el çeker

Hicrâni dargındır dünden ziyade

 

***     ***    ***

 

Hicrâni baba  çerçilikte yapmıştır.Çerçicilik  köy,köy gezilerek öteberi satma işidir. Yine bir seferinde de Kuru soğan alarak köyleri gezer gittiği her köyde türlü zorluklar çıkarılmış,Kimisi “Bu soğanlar çok küçük” Kimi köyde “Bu soğanlar kışlığa dayanmaz” tarzında  şikâyetler olmuş. Hicrâni bu şikâyetlerden sonra şöyle söylemektedir.;

-75-

Ben sana ne yaptım ey kahpe Felek

Dert ile dört yanım tekmil eyledin.

Muhabbet gölüne aşk deryasına

Ne yelken,ne gemi,ne bil eyledin.

 

Konmaz idim her güllerin zarına

Uğrattın yolumu güller hârına

Ne gülüne sabr ettin, ne iftiharına

Pervane narına tahsil eyledin.

 

Baktıram derdimi bulamam cerrah

Bu Hicrân aşkından olmuştur ferah

Ezel bu dert ile gezerken seyyah

Şimdi soğan ile rezil eyledin.

***    ***     ***

-76-

Ben seni istemem sevdiğim canan

Sonunda bir sohbet sazın yetişir

Azrail gelince verir mi aman

Ölmeden göreydim yüzün yetişir

 

Bülbül yol uğratmaz her bir otağa

Ördek gölden uçup konmaz budağa

Ağzın çeşme-i bal,akar dudağa

Bir saat otursan nazın yetişir.

 

Hicrâni der; boştur cananın yurdu

Ne hain şu Felek hançerin vurdu

Seni görenlerin olmazsa derdi

Sade şu hasretli  sözün yetişir.

***     ***     ***

 

Kulun Yüce Mevlâ’sına yalvarması (dûa),yakarması (niyâz) Dileklerini ona arz etmesi ,onu övmesi ve bağlılığını bildirmesi  gibi konuları içeren şiirlere Münâcât denmektedir.Hicrâni de Mevlâ’sına münâcât etmektedir.

-77-

 

Ben seni sevmekten aciz değilim

Lâkin yüzün göstermedin göreydim.

Zatın duyurdun ki ben sana gelem

Saklı izin göstermedin göreydim.

 

Nuh’un gemisini üzdürdün milsiz

Turda Musa ile konuştun dilsiz

Bahtıma bir yazı yazdırdın elsiz

Saklı yazın göstermedin göreydim.

 

Zevki aşkın bırakmadı dönesen

Ziya verdin Ay,Yıldıza Güne sen

Yerde Gökte Ay Yıldızda gene sen

Saklı  sözün göstermedin göreydim.

 

Ne yazıdır akıl ermez bu meşk-e

Âleme süs verdin hep başka,başka

Nar-ı Hicrâni’yi bıraktın aşka

Saklı közün göstermedin göreydim.

 

***     ***     ***

 Bülbülün  HZ.Süleyman ın huzuruna getiriliş kıssasını  Şairimiz bülbülün ağzından şöyle dile getirmektedir.

-78-

Ben yârın aşkına oldum pervane

Hasretlik düşmüştür candan içeri

Şahım bana lazım değildir bu can

Alıştı ateşim kandan içeri.

 

Bir kere göründü göze nişanı

Affeyle sultanım ben perişanı

Tanımam ve lâkin sen Süleyman’ı

Süleyman var Süleyman dan içeri.

 

Durup beklerdim divanı bab-ta

Levlâk lafsında gelen hitapta

Yetmiş bin Hikmette açan hicapta

Bir nur doğdu asuman dan içeri

 

Zulmetler oldu nurla münevver

Zühresi kalbimde kaldı bir eser

Dil tekellüm etmiş vereyim haber

Canan cila verdi candan içeri.

 

Şahım bin bir isme olmuşum aşık

Vücudum yaralı ciğerim yanık

Enbiya Evliya hep kalbi sadık

Yüz tutmuşlar ol divandan içeri.

 

Hikmet bahçesinden yüzüm mü sildin

Akıp çağlanmamış bir nehri Nil’din.

Hicrân sen seni Hicrân mı bildin

Bir Hicrân var bin Hicrândan içeri.

 

***     ***      ***

Gönülün sırrına erilmez,Gönül yapılması zor olan şeyleri ister her nedense...Gönül elinden Hicrâni’de muzdariptir.

-79-

Bende şaştım bu gönlümün fendinden

Asla gün görmemiş bâr ister benden

Âlemi bağlamış zülfün teline

Anadan doğmamış yâr ister benden

 

Dedim gönül nedir sendeki gayret

Dedi eylemektir güzelle ülfet

Dedim kolay,kolay geçmez hararet

O Yere yağmamış kar ister benden

 

Her dem havadadır alçağa inmez

İkrar vermiş yâre sözünden dönmez

Al yeşil cevheri döktüm beğenmez

Açılmamış taydan dûr ister benden.

 

Hicrâni’yem derdin çekemez oldum

Gönül senin çarkın bükemez oldum

Doldurdun kabımı dökemez oldum

El değmemiş bağdan nar ister benden.

 

***     ***     ***

 

-80-

Beni benden sorma bende değilem

Beni bir harabat viraneden sor

Bu günde yarında dünde değilem

Beni bülbül olan divaneden sor

 

On sekiz yıl oldu bu ser semenlik

Vakti hazan gibi görgül bedenlik

Bu bende değildir bendeki benlik

Beni Mecnun eden âlışandan sor

 

Bu nâr-ı Nemrut’a atmışam teni

Deli derler halden hale yeteni

Bende bilemedim bendeki beni

Beni mey hur olan perişandan sor

 

Bende ki ben doldu Ceyhun’i didem

Tekellümü halım kime vasf edem

Si rette sürurum,süratte sâdem

Bülbülü ağlatan bağubandan sor

 

Hicrân hançerleri bağrımı deşer

Hâkkın hikmetine düşenler şaşar

Suretim Ademdir sınıfım beşer

Künyemi mektebi ârif andan sor.

***     ***    ***

 

Hicrâni’yi odlara yakan,Hicrân tavalarında yakan,Hicrân hançerleriyle vuran Maşukası Leylâ Han’dır.O sebeptendir şairimiz Halep’e sık ,sık nâmeler göndermektedir.İşte bu nâmelerden bir;

 

-81-

Beni bir tükenmez devaya derde

Bıraktın bir ateş odlara Halep

Gece gün gözettim ben o cananı

Korkam vereceksin yadlara Halep

 

Bitti tahammülüm kalmadı sabrım

Kesildi kuvvetim sel oldu aşkım

Bir gün ecel gelir  eşilir kabrim

Hasret bırakırsın piyade Halep

 

Hicrâni bu âh-ı buldu ezelden

Keştimiz kurtarmaz çoş eden selden

Bir badi okunup bırakır daldan

Her gelen hançerin sınadı Halep.

***     ***     ***

 

Aşağıdaki deyiş (80) numaralı şiirle benzerlikleri bulunmaktadır.Ancak  değişikler oldukça fazladır.Bu da edindiğimiz bilgiler doğrultusunda şöyledir.Aşığımızın bir şiirini dinleyenin  diğer muhabbet toplantısında o şiirini tekrar söylemesi istenirmiş.Bâdeli aşıklar bir söylediği şiiri bir daha söyleyemediği için ona benzer bir şiir söylermiş.O bakımdan aşıdaki şiirde böyle şiirlerden biridir;

-82-

Beni sorma benden bende değil em

Beni bir yıkılmış virandan sorun

Gelecek geçecek günde değil em

Beni bir semâ-i seyrandan sorun.

 

Mecnun diye halkın diline düştüm

Aklı verip Mecnunlukla görüştüm

Beni bende bilme ben benden geçtim

Beni Behlül olan divaneden sorun

 

Solmadı asla bizim çimenlik

Geçmedi başımdan bu ser semenlik

Bir benim değildir bendeki benlik

Bu beni gezdiren sultandan sorun

 

Yay olup ta aşk okuyla atıldım

Elden ele sarraflara satıldım

Ceylân idim virânede tutuldum

Benlik bendin söken tufandan sorun

 

Ey Şahım  vallâhi göreli seni

Açmadın yüzünü yaktın sen beni

Asla beğenmedim bendeki beni

Bu beni söyleten Süphan dan sorun

 

Hey Gedâ Hicrâni hey serseri dem

Neden geçmez oldu sendeki bu gam

Sınıfın beşerdir.yaradılış Adem

Künyemi Mekteb-i İrfandan sorun.

 

***     ***     ***

 

Tahayyüle bağlı sanatlardan olan Teşhis;Cansızları ve konuşma yeteneği olmayan varlıkları şahıslandırmaktır. Teşhisin özel bir şekli olan İNTAK ise konuşma özelliği olmayan varlıkları  konuşturma sanatıdır. Şairimizin İntak sanatında bir şiiri;

-83-

Benim arzu halim ey vakti seher

Varıp Sultanıma verdin ne dedi

Şemsi Kâmer, kevkep Nuri ziyale

Rengi ruh sarıma verdin ne dedi

 

Evvel hangi bab tan girdin içeri

İzhar oldu mu bir siperin eseri

Davut oğlu Süleyman’dan içeri

Bu hükmü Hatem’e verdin ne dedi

 

“Elestü bezmin”in evvelki habı

Görüldü mü orda olan hesabı

“Nahnu Kasemna’nın”kalkıp hicabı

Ceza kalemine girdin ne dedi.

 

Hicrân huzurunda el aman idin

Sende benim gibi perişan idin

Hani benim gibi hûb lisan idin

Acep bu sevdadan döndün ne dedi.

 

***     ***      ***

Bir mecliste Hicrâni’ye  bulması için  “Muamma”sorulur. Muammanın cevabı “Namaz”dır. Hicrani aşağıdaki deyişini söyleyerek,son mısrasında “Farz olmuştur her bir canın üstüne” diyerek muammayı bulmuştur.

-84-

Benim keştim gezer semti kenarda

Oturmuşum bir limanın üstüne

Barı Muhammed’dir.aslı bâdenin

Nakkaş eder hûb lisanın üstüne

 

Kilisenin iradında kâr olmaz

Kafirin kalbinde iman bâr olmaz

Eşek arısına itibar olmaz

Konar gezer her reyhanın üstüne.

 

Nezâket bağında kalptedir çiçek

Akıl ilham meleğidir görecek

İman bir Güneş’tir. nefisse köçek

Dolaşırlar her şemânın üstüne

 

Gedâ Hicrâni der; nic olur halim

Elhamdülillâhtır gelince ölüm

İster kafir olsun isterse mümin

Farz olmuştur her bir canın üstüne.

 

***     ***     ***

 

 Bir mecliste Sözünü bilmeyen, her söze cahilane cevap veren ve sohbetin  güzelliğini bozan bir kişi için şöyle söylemektedir.

 

-85-

Benlikle şad olma sakın gel dostum

Geçer bu nevreste gazel olursun

Bedeninde olan cismi canını

Döker bu meydana pazar olursun

 

Lekad Keremna nın  nic olar Hâb tı

Kuşanır kısbeti Hak sıfat zaptı

Haydarı Ali’dir. kıskancın rabtı

Girip te ocağa kızar olursun

 

Dokunma sakın sen her bir üstada

İftihar eyleme aslı ol ada

Hicrâni sırrını verme her yada

Hakikat içinde nazar olursun.

 

***     ***     ***

Samsun’un Gedamut köyünde  bir ihtiyarın ölen oğlu için Hicrani şöyle söylemektedir;

 

-86-

Bezettin çadırın köşkencimisin

Her dağın başında göçün var felek

Kolay değil giymemek işkence misin

Nice yüreklerde acın var felek

 

Avcı gibi her insanı kovarsın

Gökteki şahinden daha ağyarsın

Kim kaçsa elinden tutar döversin

Bes belli her yerde elçin var felek

 

Çok selvinin şebnemini kırarsın

Ecel merheminden ilaç sararsın

Ana baba ciğerini oyarsın

Melhem kabul etmez şansın var felek

 

Çıkılmaz tufanın geçilmez çayın

Bir gün Hicrâni’den istersin payın

Demirden okun çelikten yayın

Atarsın her yana tucun var felek.

***    ***    ***

 

      

-87-

 

Bi çare bıraktın beni dünyada

Kime vasf edeyim halimi felek

Elinden içirdin zehirli bâde

Soldurdun bağımda gülümü felek

 

Kırdın kanadımı nasıl uçayım

Tabip yoktur yaralarımı açayım

Bir kapı koymadın çıkıp kaçayım

Kestirdin her yandan yolumu felek.

 

Şahin avcı gibi düştün payıma

Hasret kılıcını taktın yayıma

Ölmeden kefenim biçtin boyuma

Yay ettin boynuma kolumu felek

 

Hicrâni’yem kaldım aşkın cebrinde

0
0
0
Yorum Yaz